Kitap İncelemesi | Bir Psikiyatristin Gizli Defteri - Dr Gary Small & Gigi Vorgan


Çoğu zamandır isteyip, okumaya fırsat bulamadığım kitaplardan biriydi Bir Psikiyatristin Gizli Defteri. Psikoloji konularına benim gibi ilgili olsanız da olmasanız da, hikayeleri keyifle okuyacağınız ve bilgileneceğiniz bir kitap olduğunu söyleyebilirim ilk etapta. 

Dr Gary Small, UCLA'da* tıp eğitimi almış, uzun bir süre Harvard Mass General Hospital'da psikiyatri alanında uzmanlaşmak üzere çalışmış, daha sonra UCLA'a geri dönerek kariyerine burada devam etmiş, çok başarılı bir psikiyatristtir. Bu süreçte aktrist ve yazar Gigi Vorgan ile tanışmış, evlenmiş ve iki çocukları olmuş. Aralarındaki huzurlu ilişkiye, birbirleriyle iletişimlerine hayran oldum. Doktor olmayan eşinden tavsiyelerini istemesi, onları değerlendirmesi özellikle sevdiğim noktalardan biri oldu. Gigi de konuyla çok alakasız değil tabi, sağlıkla ilgili blogların yazımında yardımcı oluyormuş. 


Kitap, Dr Gary Small'ın deneyimlerinden yola çıkarak yazılmış, Gigi Small'un da yardımlarıyla hikayeleştirilmiş, hastaların gizliliklerini korumak için isimleri, temel bilgileri, ayrıştırıcı özellikleri değiştirilerek yayımlanmış. 15 bölümden oluşuyor ve her bölümde bir hastanın problemleri anlatılıyor, ardından çözümleniyor. Sadece hastalardan ibaret değil tabii. Senkronize olarak Gary'nin eğitimini, kariyerinde ilerlemesini, Gigi ile tanışmasını, babalığını, düşüncelerini okuyoruz.

Kitabın yazılma amacını, psikiyatri dalına ve psikolojik problemlere olan utanç vb önyargıları ve ciddiyetsizliği kırmak olarak tanımlayabiliriz kısaca. Bunu gayet iyi açıklayan bir önsöz var. Hikayeler eski yıllardan günümüze doğru kronolojik olarak ilerliyor, özellikle ilk bölümler 80'lerden olduğu için, önyargıların çoğunu "Benim çocuğum deli değil, psikiyatriste ihtiyacımız yok" gibi serzenişlerden görebiliyoruz. Artık tabii ki psikolojik problemleri utanılacak bir şey gibi görme durumu oldukça az kaldı, ama bir yerlerde hala var. O yüzden kitabı okumanın ve okutmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela çoğu hikayedeki gibi, psikiyatrik-psikolojik problemlerin fiziksel etkilerini görmeden doktora gitmeye gerek duymuyoruz. Ya da fiziksel olarak hissedilen bir çok sorunun aslında psikiyatrik kaynaklı olabileceğini ve terapiyle aşılabileceğini anlayamıyoruz. Psikolojik rahatsızlıklardan çekinen biri olmasanız bile, kitaptan öğreneceğiniz çok şey var. En absürd, en ilginç vakaları toplamış olsalar da, basit rahatsızlıklarla ilgili de bilgi sahibi oluyoruz. Hepimiz bir gün yaşayabiliriz ya da yaşamış olabiliriz.

Bölümlerden birkaç örnek vereyim; Kafa üstü duran çıplak kız, kolunun birini vücudunun bir uzvu olarak göremeyen adam, psikiyatristi gözlerine baktığı için onunla seviştiğini düşünen kadın....... Açıklanması zor bir çok problem var, hiç sıkılmadan okudum.

Ben Gary Small'un anlatımını çok sevdim ve bir doktor olarak kendisine güven duydum. Hastaları doğru doktoru bulmakta çok şanslıymış. Umarım ülkemiz doktorları-psikologları da işini böyle iyi yapmaya uğraşıyordur. Açıkçası devlet hastanelerinde seni kısaca dinleyip, bir iki cümle konuşup, ilaç ister misin diye sorup seni gönderen psikiyatristleri ve her sene zibilyon tane özel üniversitede burssuz okuyup bir şekilde mezun olan psikologları gördükçe şüpheye düşmüyor değilim. Umarım eğitimli, işini ciddiye alan, hastalarını umursayan insanlar yetişiyordur. Çünkü psikoloji ve psikiyatri çok fazla ciddiye alınması gereken alanlar.

Gary Small bir açıklamasında The Sopranos'u çok sevdiğini söylemiş, bu yüzden daha da ısındım. ''The Sopranos'u çok seviyorum çünkü her işini kendi halleden maço erkek klişesini çok güzel yansıtıyor ama bir yandan da aynı adamın kendini anlamak isteyen yumuşak bir tarafı var. Dizinin güzel yanı şu ki, Tony Soprano'yu yardım istemeye iten şey akli durumundan kaynaklanan belirtilerin onu bir anlamda sakatlıyor oluşu. Bayılmaya başlıyor, panik ataklar geçiriyor ve sebebini de anlamıyor. Çoğu zaman da böyle olur zaten. Yani insanlar gündelik hayatlarını etkileyen bazı belirtiler hissetmeye başlarlar ve o zaman yardım isterler.'' demiş.

İşte okumanızı önerdiğim bir kitap daha. İyi cumartesiler!


* UCLA: (University of California, Los Angeles)





Buse.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.